özellikle kayseri ve çevresinde pedallayanların, o devasa kütlenin eteklerine doğru her yaklaştığında yaşadığı, fiziksel sınırların bittiği ve felsefi sorgulamaların başladığı o meşhur tırmanış sürecidir. talas'tan yukarı doğru başınızı kaldırdığınızda o heybetli zirveyi görürsünüz, "bugün oraya çıkacağım" dersiniz. yolun ilk yarısı "vay be ne kadar formdayım" diye geçer. ama eğim %8'lere dayandığında ve o meşhur rüzgar surata çarpmaya başladığında film kopar.

pedallar artık dönmek istemez, ciğerleriniz "biz buraya kadarız kardeşim" diye istifa dilekçesi verir. o an kendi kendinize "benim ne işim var burada? millet evinde çayını içip film izlerken ben neden bu acıyı çekiyorum?" diye sormaya başlarsınız. geçmişteki bütün hatalarınız, ödediğiniz gereksiz borçlar, yarım kalan ilişkileriniz o yokuşun ortasında bir bir aklınıza gelir. zirveye ulaşıp o soğuk havayı ciğerlere çekinceye kadar geçen her saniye, hayata dair bir hesaplaşmadır. ama zirvedeki o sucuk ekmek kokusu ve aşağı inişin rüzgarı, bütün bu krizleri bir anda unutturuverir.