son yılların en büyük pazarlama harikasına kurban gitmiş, içindeki maceracı ruhu parayla satın alabileceğini sanan beyaz yakalı bisikletçi dramıdır. internette izlenen o muhteşem videolarda adamlar bu bisikletlerle dere tepe aşıyor, çamurlara giriyor, ormanlarda kamp atıyordur. "işte aradığım özgürlük bu!" diyerek, yol bisikletinden kalın, dağ bisikletinden ince dişli tekerlere sahip o gravel bisiklet bir dünya para bayılarak alınır.

kadroya çeşit çeşit çantalar takılır, sanki yarın moğolistan steplerine yola çıkılacakmış gibi bir imaj yaratılır. ama gerçekler acıdır; o bisikletle pazar sabahı çıkılan maksimum mesafe, sivas caddesi'nden geçip köşedeki kafeye gidip kahve içmekten ibarettir. o kalın ve dişli tekerlekler asfaltta traktör gibi "vuuuu" diye ses çıkarıp fazladan efor sarf ettirirken, içten içe "ben bununla ormana ne zaman gideceğim ya?" diye sorulur. o ormana asla gidilmez. o bisiklet, şehir içinde asfalttan zerre ayrılmadan, üzerindeki çamur lekeleri eksik kalsın diye itinayla temizlenerek kullanılmaya devam eder. potansiyeli harcanmış bir maceranın iki tekerlekli anıtıdır.