son yılların en büyük pazarlama harikasına kurban gitmiş, içindeki maceracı ruhu parayla satın alabileceğini sanan beyaz yakalı bisikletçi dramıdır. internette izlenen o muhteşem videolarda adamlar bu bisikletlerle dere tepe aşıyor, çamurlara giriyor, ormanlarda kamp atıyordur. "işte aradığım özgürlük bu!" diyerek, yol bisikletinden kalın, dağ bisikletinden ince dişli tekerlere sahip o gravel bisiklet bir dünya para bayılarak alınır.

kadroya çeşit çeşit çantalar takılır, sanki yarın moğolistan steplerine yola çıkılacakmış gibi bir imaj yaratılır. ama gerçekler acıdır; o bisikletle pazar sabahı çıkılan maksimum mesafe, sivas caddesi'nden geçip köşedeki kafeye gidip kahve içmekten ibarettir. o kalın ve dişli tekerlekler asfaltta traktör gibi "vuuuu" diye ses çıkarıp fazladan efor sarf ettirirken, içten içe "ben bununla ormana ne zaman gideceğim ya?" diye sorulur. o ormana asla gidilmez. o bisiklet, şehir içinde asfalttan zerre ayrılmadan, üzerindeki çamur lekeleri eksik kalsın diye itinayla temizlenerek kullanılmaya devam eder. potansiyeli harcanmış bir maceranın iki tekerlekli anıtıdır.
1x11 40t aynakol 11-42 ruble grx setli karbon gravel sahibiyim. Şehir içi kullanıyorum. 6 yılda 8 bisiklet değiştirdim. 7 tanesini ilk 3 yılda denedim. Son 3 yıldır da aynı bisikleti kullanıyorum. 700x32 lastik takarak bana yeterli sürat, yeterli yokuş performansı, bozuk asfalttan maşa kırılmasından korkmadan sürüş yapma, hd fren sayesinde ani durumlarda etkin frenleme, amortisör gibi ağır ve gücü sönümleyen bir parçadan muaf olmak, dropbar sayesinde çevreden çoluk çocuk gibi değilde pro bisikletçi olarak algılanmak ve ona göre saygı duyulması artıları ile yerine alternatif bulamadığımdır. Bence hız yapacaksan yarış, arazi yapacaksan hakkı mtb dir. Gravel gibi melez bir aletin bence en iyi yeri ülkemizdeki gibi yol kalitesi düşük şehir içidir.