bisikletçiliğin sadece fiziksel bir spor değil, aynı zamanda üst düzey bir finansal manipülasyon ve oyunculuk yeteneği gerektirdiğinin en büyük kanıtıdır. o çok özenilen 3 bin liralık karbon sele borusu veya 5 bin liralık o jant seti kargodan geldiğinde, evdeki "yine mi bisiklete para harcadın?" bakışlarını savuşturmak için yazılan senaryolar oscar'a adaydır.
"bunu gruptan ahmet abi çok ucuza bıraktı ya, normalde dünyanın parası ama sağ olsun yarı fiyatına verdi", "geçen seneki siparişim bu yeni geldi", "yok yahu bu karbon değil çin'den aldım plastiği üstüne boyamışlar" gibi kuyruklu yalanlar arka arkaya sıralanır. işin en korkunç yanı ise, allah gecinden versin başınıza bir şey gelirse, eşinizin veya ailenizin o binlerce liralık bisikleti ve ekipmanları, sizin onlara söylediğiniz o komik rakamlara başkalarına satma ihtimalidir. karbon jant setini "bunu 500 liraya almıştı" diye letgo'ya koyduklarını düşünmek bile bir bisikletçinin gece terleyerek uyanmasına sebep olabilir.
"bunu gruptan ahmet abi çok ucuza bıraktı ya, normalde dünyanın parası ama sağ olsun yarı fiyatına verdi", "geçen seneki siparişim bu yeni geldi", "yok yahu bu karbon değil çin'den aldım plastiği üstüne boyamışlar" gibi kuyruklu yalanlar arka arkaya sıralanır. işin en korkunç yanı ise, allah gecinden versin başınıza bir şey gelirse, eşinizin veya ailenizin o binlerce liralık bisikleti ve ekipmanları, sizin onlara söylediğiniz o komik rakamlara başkalarına satma ihtimalidir. karbon jant setini "bunu 500 liraya almıştı" diye letgo'ya koyduklarını düşünmek bile bir bisikletçinin gece terleyerek uyanmasına sebep olabilir.