bisikleti arabayla bir yere götürmek için arkaya takılan o aparatların, insan psikolojisinde yarattığı derin ve sarsıcı güvensizlik hissidir. o aparatı arabaya kurarken kayışları var gücünüzle sıkarsınız, bisikleti üzerine oturtup her yerinden bağlarsınız. sallayıp test edersiniz, "tamamdır beton gibi oldu, hayatta kıpırdamaz" dersiniz.

fakat direksiyon başına geçip yola çıktığınız o ilk saniye, içinize o zehirli şüphe tohumu düşer. dikiz aynası artık arkanızdaki trafiği kontrol etmek için değil, bagajda asılı duran bisikletin tekerleğini veya kadrosunu gözetlemek için vardır. gözünüz sürekli aynadadır. araba en ufak bir çukura girdiğinde, hafif bir tümsekten geçtiğinde veya rüzgar yandan sert estiğinde kalbiniz ağzınıza gelir. "acaba kayış gevşedi mi? bisiklet sağa mı yattı? eyvah kadro çiziliyor kesin!" diye kendi kendinizi yersiniz.

otobanda yanınızdan hızla geçen bir kamyonun yarattığı türbülansta, bisikletin arkada bir uçurtma gibi sallandığını dikiz aynasından görmek ömrünüzden ömür götürür. yolculuk boyunca 50 kere sağa çekip kayışları tekrar sıkma ihtiyacı hissedersiniz. o bisiklet sağ salim indirilene kadar size rahat bir nefes yoktur.