uzun ve yorucu bir turun ardından verilen o hak edilmiş kahve molasında, bisikletçinin en stratejik yeteneklerini sergilediği andır. o bisiklet, öyle alelade bir direğe, kimsenin görmediği bir köşeye bağlanamaz. çünkü o, sadece bir taşıt değil, sizin sosyal statünüzün, zevkinizin ve harcadığınız servetin bir göstergesidir.

kafenin bahçesine girilir, gözler adeta bir radar gibi en uygun açıyı arar. masanıza yakın olmalı ki çalınma paranoyası yaşanmasın; ama aynı zamanda kafeden geçen, oturan herkesin gözüne çarpacak kadar da "ben buradayım" demelidir. pedallar estetik bir açıyla ayarlanır, kask gidonun üzerine sanki bir tacı bırakır gibi itinayla yerleştirilir. kahve yudumlanırken göz ucuyla sürekli bisiklete bakılır. yoldan geçen biri bisiklete dönüp şöyle bir alıcı gözüyle baktığında veya yanındakine "vay be alete bak" dediğinde, o espresso dünyanın en lezzetli kahvesine dönüşür. aslında o mola dinlenmek için değil, o mekanik şaheseri sergilemek için verilmiştir.