bisiklet dünyasının en tartışmalı, en kutuplaştırıcı ve ahlaki ikilemlerle dolu modern anlarından biridir. altınızda elektrik destekli, bataryalı o canavar varken yokuşun dibine gelirsiniz. ileride, üzerinde binlerce dolarlık aerodinamik kıyafetleri, karbon yol bisikleti ve sıfır yağ oranıyla adeta bir yunan heykeli gibi duran, ama yokuşun eğimi yüzünden acıdan yüzü buruşmuş o "pro" bisikletçiyi görürsünüz. o, her pedalda laktik asit denizinde boğulurken, siz altınızdaki motorun o hafif "vızzz" sesiyle yanına yaklaşırsınız.

tam yanından geçerken içinizde inanılmaz bir kibirle karışık suçluluk duygusu patlar. "kolay gelsin usta!" diye seslenirsiniz ama o an adamın gözlerindeki o nefreti, o "senin yaptığın spor mu be bataryalı sahtekar!" bakışını iliklerinize kadar hissedersiniz. siz terlemeden, nabzınız 90'ı geçmeden zirveye doğru süzülürken, arkada bıraktığınız o saf kas gücü temsilcisi muhtemelen içinden size ve bisikletinizin şarj aletine beddualar ediyordur. e-bike sürücüsünün gizli utancı ama bir o kadar da vazgeçilmez zevkidir.