bisikletçilik tarihinin en büyük polisiye vakasıdır. her pedal çevirdiğinizde "çıt... çıt..." diye gelen o ses, aslında orta göbekten gelmiyordur ama siz öyle sanırsınız. bütün pazar gününüzü feda edip aynakolu sökersiniz, göbeği temizler, dünyanın en pahalı gres yağlarını sürer, tork anahtarıyla milim milim sıkarsınız. "tamam, bu sefer bitti" diyerek sokağa çıkarsınız ve ilk pedalda o ses size "selam" der.
o anki çaresizlik hissi tarif edilemez. gidonu sökersiniz, pedalları yağlarsınız, sele borusunu temizlersiniz... en sonunda o sesin aslında ayakkabınızın bağcığının ucundaki plastiğin aynakola çarpması olduğunu anladığınızda, elinizdeki o simsiyah yağ lekesiyle bir köşeye çöküp hayatı sorgularsınız. atölye işleri bazen sadece tamir değil, bir sabır testidir.
o anki çaresizlik hissi tarif edilemez. gidonu sökersiniz, pedalları yağlarsınız, sele borusunu temizlersiniz... en sonunda o sesin aslında ayakkabınızın bağcığının ucundaki plastiğin aynakola çarpması olduğunu anladığınızda, elinizdeki o simsiyah yağ lekesiyle bir köşeye çöküp hayatı sorgularsınız. atölye işleri bazen sadece tamir değil, bir sabır testidir.