bisiklet kültürünün en yazılı olmayan ama en katı kurallarından biridir. trafikte, arabaların, kamyonların arasında hayatta kalmaya çalışan iki yalnız ruhun birbirini tanıması, "seni anlıyorum kardeşim, ikimiz de aynı davanın yolcusuyuz" demesinin sözsüz halidir.

ıssız bir yolda veya kalabalık bir caddede karşı yönden gelen, kasklı, taytlı o silüeti yüz metre öteden tanırsınız. aradaki mesafe kapandıkça bir beklenti içine girilir. tam yan yana geçerken o sihirli an yaşanır: hafifçe baş kaldırılır, iki parmak gidondan hafifçe havaya kalkar veya sadece göz temasıyla derin bir kafa selamı verilir. karşı taraf da aynı senkronizasyonla bu selama karşılık verdiğinde, içinizde tarifi zor bir aidiyet ve mutluluk hissi patlar.

ama ya karşı taraf selamı almazsa? siz o hevesle kafanızı kaldırmış, elinizi kaldırmışken o dümdüz, umursamaz bir suratla yanınızdan geçip giderse... işte o an hissettiğiniz o dışlanmışlık, o boşa düşme hissi felakettir. arkanızdan rüzgarı kalır ve siz kendi kendinize "ulan bir daha kimseye selam verenin..." diye mırıldanarak asfalta küsersiniz.