ilk başlarda sadece "bakalım kaç kilometre gitmişim, rotam neymiş, yaktığım kaloriyle kaç dilim pizza yiyebilirim" diye masumane bir niyetle telefona indirilen, ancak zamanla insanı ele geçirip sürüşün bütün o saf keyfini rakamlara ve istatistiklere kurban eden lanet olası ama bir o kadar da vazgeçilmez uygulamadır.

başlarda her şey çok güzeldir; hızı kontrol edersiniz, rotayı haritada görüp mutlu olursunuz. sonra işin içine "segment" denen illet girer. yıllardır kendi halinizde, rüzgarı hissederek ve etrafı izleyerek çıktığınız o meşhur yokuş, bir anda hiç tanımadığınız birinin sizden 12 saniye daha hızlı çıktığı bir savaş alanına dönüşür. artık manzara falan umrunuzda değildir; gözünüz gidondaki ekranda veya telefonda, nabzınız 180'e vurmuş halde, ciğerleriniz yanana kadar pedala abanırsınız. eve gelince ilk iş üstünüzü değiştirmek veya su içmek yerine, kan ter içinde koltuğa çöküp "acaba pr (personal record) gelmiş mi? o segmentte ilk 10'a girebilmiş miyim?" diye uygulamayı yenilemektir.

işin en trajikomik yanı ise, bir gün uygulamayı açmayı unuttuğunuzda, gps koptuğunda veya telefonun şarjı bittiğinde yaşadığınız o devasa boşluk hissidir. yaptığınız o 60 kilometrelik şahane tur, sırf strava'ya yüklenmediği için zihninizde "kaydedilmediğine göre hiç yaşanmamış" gibi hissettirir. sürüşün ruhunu çalar, sizi bir veriye dönüştürür ama yine de her binişten önce o yeşil "start" tuşuna büyük bir ciddiyetle basılır.