bisiklete yeni başlayanların veya uzun bir kış arasından sonra hevesle sele tepesine tekrar çıkanların yüzleşmek zorunda olduğu en büyük travmalardan biridir. ilk gün o hevesle 20-30 kilometre yaparsınız, rüzgar saçlarınızı savurur, "vay be ne kadar da formdayım, bacaklar tıkır tıkır çalışıyor" diye gülümsersiniz. asıl film ertesi sabah yataktan kalkmaya çalıştığınızda başlar. o acı gerçeği pelvik kemiklerinizde hissedersiniz. yürüyüşünüz bir penguene veya yeni sünnet olmuş çocuğa döner. bir kafeye gidip sandalyeye oturmanız gerektiğinde 3 saniye ayakta dikilip "nasıl bir açıyla otursam da canım daha az yansa" diye trigonometrik hesaplar yaparsınız.

etraftaki tecrübeli bisikletçiler "jelli sele kılıfı al, tayt giy" derler ama o ağrı bir kere girdiyse o kemikler o seleye alışana kadar o çile çekilecektir. en garibi de, aradan birkaç hafta geçip vücut o pozisyona adapte olduktan sonra o selenin size dünyanın en rahat koltuğu gibi gelmesidir. yine de ilk günlerin acısı asla unutulmaz.