Şehir hayatının o steril asfaltından çıkıp toprağın, çamurun ve taşın diliyle konuşmaya başlamaktır. yarış bisikleti gibi rüzgarla değil, bizzat doğanın kendisiyle ve yerçekimiyle yapılan bir pazarlıktır benim için. o kalın, dişli lastiklerin zemini her kavrayışında çıkan o tok ses, medeniyetten uzaklaştığınızın en net sinyalidir.
üzerine bindiğinizde kendinizi bir hız makinesinden ziyade, her türlü araziyi fethedebilecek bir tankın üzerinde gibi hissedersiniz. amortisörlerin (süspansiyon) o ritmik çalışması, engebeli bir patikada kontrolü elinizde tutmanızı sağlarken aslında vücudunuzun bir parçası haline gelir. yokuşları çıkarken o düşük viteslerin sağladığı torkla toprağa tutunmak sabır işidir ama o zirveye ulaştığınızda önünüzdeki inişi görmek tüm o terlemeye değer.
teknik bir inişte (descend) frenleri nerede sıkacağınızı, ağırlığınızı ne tarafa vereceğinizi düşünürken zihniniz o kadar berraklaşır ki, dış dünyadaki hiçbir sorun o anki akışın önüne geçemez. çamurla kirlenmek, çizilen kadroya "yaşanmışlık" gözüyle bakmak ve her sürüşten sonra vites aralarından toprak temizlemek bu işin doğasında var.
şehirden, egzoz dumanından ve kalabalıktan kaçıp ormanın derinliklerinde sadece lastik sesiyle baş başa kalmak gerçek bir özgürlük tanımıdır. asfaltın o monotonluğuna inat, her sürüşte farklı bir macera ve her virajda yeni bir sürpriz sunan, insanın içindeki o ilkel keşfetme arzusunu tetikleyen en samimi makinelerden biridir.
üzerine bindiğinizde kendinizi bir hız makinesinden ziyade, her türlü araziyi fethedebilecek bir tankın üzerinde gibi hissedersiniz. amortisörlerin (süspansiyon) o ritmik çalışması, engebeli bir patikada kontrolü elinizde tutmanızı sağlarken aslında vücudunuzun bir parçası haline gelir. yokuşları çıkarken o düşük viteslerin sağladığı torkla toprağa tutunmak sabır işidir ama o zirveye ulaştığınızda önünüzdeki inişi görmek tüm o terlemeye değer.
teknik bir inişte (descend) frenleri nerede sıkacağınızı, ağırlığınızı ne tarafa vereceğinizi düşünürken zihniniz o kadar berraklaşır ki, dış dünyadaki hiçbir sorun o anki akışın önüne geçemez. çamurla kirlenmek, çizilen kadroya "yaşanmışlık" gözüyle bakmak ve her sürüşten sonra vites aralarından toprak temizlemek bu işin doğasında var.
şehirden, egzoz dumanından ve kalabalıktan kaçıp ormanın derinliklerinde sadece lastik sesiyle baş başa kalmak gerçek bir özgürlük tanımıdır. asfaltın o monotonluğuna inat, her sürüşte farklı bir macera ve her virajda yeni bir sürpriz sunan, insanın içindeki o ilkel keşfetme arzusunu tetikleyen en samimi makinelerden biridir.